Batı’nın Göç Bağlamında Türkiye Üzerinden Politik İktidar Mücadelesi

Doğu Akdeniz’de Libya Mutabakatı ve Olası Gelişmeler
Şubat 28, 2020
 

G öç, bir sınır çizme problemidir. Göç, bir sınır çizme problemi olduğundan iktidar mücadelesidir. Göçün başlangıcından sonucuna kadar izlenecek sürecin her bir aşamasında bu sınır çizme problemi geçerlidir. Göçe kim karar verecekten, göç olarak adlandırılan olgunun bir isim verilmesine uzanan hatta iktidar mücadelesi geçerlidir. Göçmen, mülteci, sığınmacı, düzenli ve düzensiz gibi kavramsal şemalar dahi bu iktidar mücadelesinin bir türevidir. Bu tür nitelemeye/kodlamaya ve sınıflamaya tabi tutacak olan iktidarın kendisidir; sınır çizen kim ise odur.

parallax background

”Doç. Dr. Celalettin Yanık, Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Akdeniz Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi”

 

Sınırlar fiziki değil, bilakis tahayyüle dayalıdır. Ancak fiziksel sınırlar aracılığıyla da bu tahayyül edilen sınırlar soyuttan somuta uzanır. Tahayyül edilen veya somuta indirgenen sınırlarla bağlantılı olarak göç kategorileştirilir. Göç ve göçmen üzerinden iktidar mücadelesi somutlaşır. Göç nitelemesi, sınırların, somut veya soyut sınırların aşılmasını hedeflemektedir. Aşmak için sınırı kabul etmek gerekir. Aşılması planlanan sınır, bir politik alandır; mücadele alanıdır. Politik alanın mücadele alanı olması, sınırın içi ve dışı doğrultusunda cereyan eder. Sınırın dışına çıkma isteği, sözde güvenlikli bölge dışına taşma eğilimi, mücadelenin bil kuvve hissedildiği alandır. Bu alan somutluğun temerküzüdür. Politik, ekonomik ve uluslararası mücadelenin başlangıç noktasıdır.

Sınır hem bir mücadele hem de meşrulaştırma biçimidir. Göç eden ve göç edilen yerin iktidarı bağlamında meşrulaştırma biçimleri sınırlar ile başlamaktadır. Göç eden için göç edilen yer, güvenlik, iktisadi ve sosyal yönleri anlamında görece müreffeh olan yerdir. Göç edilen yerdeki iktidar perspektifinden ise hangi kategori içerisinde değerlendirilip göç etmek isteyenleri alınacağı noktasında meşrulaştırma gerekçelendirilmesi gerçekleşir. Sınırı çizen ve sınıra hâkim olan, meşrulaştırma biçimini kategorilere ayırarak kabul noktasına vardır. Hangisi makbul hangisi makbul değil? Makbul olan sınırlar içerisinde, güvenlikli alanda yaşama sahip olması gereken, makbul olmayan ise güvenlikli alan kapsamına alınmayacak olandır.

Yunanistan sınırında bulunan göçmenlerin yaşadığı sınırı geçme eylemlerinin kökeninde bu sınır çizme problemi yer almaktadır. Sınırın geçilmesi için verilen mücadele bu anlamda bir politik mücadele alanını teşkil etmektedir. Bu politik mücadele modern devlet kurgusunun bir türevi olarak şiddet biçimine uzanmaktadır. Max Weber’in ikircikli sosyal bilimsel kavramlarından devlet ve devlete yüklediği anlam, şiddet olarak gözlerimizin önünde cereyan etmektedir. Göçmen üzerinde Batı kafası, modern kurgu olarak devletin bu şiddet pratiğini işler vaziyete getirmektedir. Şiddet pratiği, göçmen üzerine bir balyoz olarak indirilmektedir. Meşruluk kazandırmak Batı kafasında ve pratiğinde şiddetten kaçamayacak bir niteliktedir. Sınır çizildiği andan itibaren politik, ekonomik ve kültürel alanda şiddet kaçınılmazdır.


 

Makbul olan veya olmayan ilkin sınırdan geçmek istiyorsa bu şiddeti iliklerine kadar hissetmek zorundadır. Zorundadır, çünkü bu aynı zamanda onun ne türden bir sınıflandırma içeriğine ulaştırılması gerektiğinin bilincine varması gerektiğini niteleyecektir. Sınır ve şiddet, bu iki unsur birbirine fiilen bağlanmış bir vaziyettedir. Sınır bir mücadele yeri, mücadelenin meşrulaştırılması şiddettir. Bu meşrulaştırma biçimine neden Batılı bir zihniyetin hiçbir şekilde karşı çıkmadığı sorulmaz, sorulamaz. Çünkü onlara göre sınırın belirleyicisi devlettir ve bu devlet modern olması hasebiyle de şiddeti kullanmak hakkına sahiptir. Dolayısıyla Türkiye üzerine geliştirilen temel Batılı tezlerin yoğunlaştığı alan da burasıdır. Batılı politikacıların neden Türkiye sınırları içerisinde mevcut bu göçmenler Batı’ya doğru göç ediyorlar? sorusuna Türkiye’nin politik bir baskı olarak göçü kullandığı propagandasının meşrulaştırılması için araç hükmüne indirgemektedir. İndirgeme fiilen, Yunanistan sınırındaki şiddeti doğrudan ve dolaylı olarak meşrulaştırmak için vardır. Bu şiddet pratiğini görmezden gelmek, adeta onun üzerinde bir illüzyon oluşturmak Türkiye’yi suçlama üzerinden gerçekleştiriliyor. Batılı politikacıların totalize edici Türkiye’nin göçmenleri kullanması propagandası nihai analizde uç sınırlarında gerçekleştirilen sınır çizme probleminin şiddeti meşrulaştırılması alt anlamanı uluslararası ilişkiler boyutunda nitelemektedir.

Sınır, göçmen üzerinden bir mücadele alanı haline dönüştürülmektedir. Bu mücadele makbul olanı belirleme gayretinin bir temerküzüdür. Ancak bu sınır, Türkiye’nin göçmenleri politik bir araç olarak kullanması anlamına gelmemektedir. Bilakis Batı için bu sınır, göçmenleri politik bir baskı ve araç olarak kullanmak için vardır.


 
 
Doç. Dr. Celalettin YANIK

Comments are closed.